Azbuz Toolbar Video V-kart Profilim Arama Yardım Çıkış Video V-kart Üye girişi Yeni üyelik Arama Yardım Benim de bir sitem olsun Sonraki site Sonraki site Azbuz Toolbar
Buradasınız: Azbuz --> mavigol52
05 Aralık 2008, Cuma
   
<< ANA SAYFA
 
 
Yeni mesaj yazın
Forumlar >> istediğiniz sohbet yeri burada >> KAHROLSUN PKK
Gönderen Mesajlar

can 3003

Mesaj sayısı: 2642
23 Ekim 2007, 10:55:48
KAHROLSUN PKK


Şerefsiz pkk askerlerimizi şehit etmekle yetinmediler..Birde şehit askerlerimizin başlarını kestiler..Vatanın için bunu herkese yolla Ama sakın erteleme sen ertelersen ben ertelersem kim savunacak bu vatanı!!! Yeter akan göz yaşları!!! Yazık değilmi bu analaar babalara..Bir papa öldü hristiyan oldular Br hrant öldü ermeni oldular 2 gnde 18 askerimiz öldü hangisi türk oldu???

 
alıntıla

can 3003

Mesaj sayısı: 2642
23 Ekim 2007, 10:56:06


Şerefsiz pkk askerlerimizi şehit etmekle yetinmediler..Birde şehit askerlerimizin başlarını kestiler..Vatanın için bunu herkese yolla Ama sakın erteleme sen ertelersen ben ertelersem kim savunacak bu vatanı!!! Yeter akan göz yaşları!!! Yazık değilmi bu analaar babalara..Bir papa öldü hristiyan oldular Br hrant öldü ermeni oldular 2 gnde 18 askerimiz öldü hangisi türk oldu???

 
alıntıla

can 3003

Mesaj sayısı: 2642
23 Ekim 2007, 10:56:16


Şerefsiz pkk askerlerimizi şehit etmekle yetinmediler..Birde şehit askerlerimizin başlarını kestiler..Vatanın için bunu herkese yolla Ama sakın erteleme sen ertelersen ben ertelersem kim savunacak bu vatanı!!! Yeter akan göz yaşları!!! Yazık değilmi bu analaar babalara..Bir papa öldü hristiyan oldular Br hrant öldü ermeni oldular 2 gnde 18 askerimiz öldü hangisi türk oldu???

 
alıntıla

can 3003

Mesaj sayısı: 2642
23 Ekim 2007, 10:56:25


Şerefsiz pkk askerlerimizi şehit etmekle yetinmediler..Birde şehit askerlerimizin başlarını kestiler..Vatanın için bunu herkese yolla Ama sakın erteleme sen ertelersen ben ertelersem kim savunacak bu vatanı!!! Yeter akan göz yaşları!!! Yazık değilmi bu analaar babalara..Bir papa öldü hristiyan oldular Br hrant öldü ermeni oldular 2 gnde 18 askerimiz öldü hangisi türk oldu???

 
alıntıla

can 3003

Mesaj sayısı: 2642
23 Ekim 2007, 10:56:34


Şerefsiz pkk askerlerimizi şehit etmekle yetinmediler..Birde şehit askerlerimizin başlarını kestiler..Vatanın için bunu herkese yolla Ama sakın erteleme sen ertelersen ben ertelersem kim savunacak bu vatanı!!! Yeter akan göz yaşları!!! Yazık değilmi bu analaar babalara..Bir papa öldü hristiyan oldular Br hrant öldü ermeni oldular 2 gnde 18 askerimiz öldü hangisi türk oldu???

 
alıntıla

can 3003

Mesaj sayısı: 2642
08 Kasım 2007, 16:26:19


Vapurda yaşamak ister misiniz? İster miyiz?

Herkesin farklı düşüncelere sahip olduğunu biliyorum. Aslında çok ters olan yönleri var hani böyle de olur mu?

Vapurda da yaşanır mı?

Canım ne saçmalık falan diyenleri de duyabiliyorum şimdiden. Ama bakın bizim böyle bir ailemiz var daha doğrusu ilerleyen günlerde olacak daha temeli kuruyoruz. Önce bir sevgi tohumlarını atalım o güzel yüreklerine gerisi gelecek emin olun.

Evet, hikâyelerimize başlamak istiyorum sene yok, tarih yok uzun yıllar önce diyelim biz en iyisi başlangıca ihtiyacımız var ya.

Çok genç bir kaptanımız var. Hımm adı mı??

Mehmet olsun.

Başlıyoruz buyurun?

Kaptanımızın ilk günü?

Daha ilk gemiye bindiği an aklından burası benim ikinci evim neden böyle dedim diye gülümsedi kendi kendine. İlk de olabilir yalnızım, yapayalnız neden olmasın ki ne bekleyenim var ne de yolumu gözleyen birisi hani gelse de dalaşsak diyecek birisi yok.

Acaba onu seversem kavga eder miyim? Ya sevmezsem? Diye düşündü.

Sonra birisinin ona seslendiğini duyunca kurduğu hayallerinden sıyrıldı.

Genç bir süvari ?kaptan hoş geldiniz benim adım Hasan efendim hayırlı olsun. Yolumuz hep açık olsun kazadan beladan uzak? dedi gülümseyerek.

Mehmet genç adamın uzattığı eli sıkarak ?Teşekkür ederim Hasan bey umarım dediğiniz gibi olur? dedi.

Birlikte gemiye bindiler üst güverteye çıkmadan diğer çalışanlarla tanıştı ve daha sonra da kaptan köşküne çıktı.

İlk seferde baş üstü?nden bakınca uçsuz bucaksız denizi seyretti bir süre göz alabildiğine koskocaman bir mavilik ve o an içindeki sese uyup çok güzel evet burası benim evim olacak belki yanımda sevdiğim de yaşayacak belki de hiçbir zaman böyle bir sevgi, âşık bulamayacağım bile. Ama denizden uzak yaşayamam tek bildiğim bu diye düşündü. Zaten benim de sevgilim var diyip gülümsedi.

Ve olanca hızıyla hayatın içinde buldu kendisini. Fakat günler geçtikçe ilk günkü düşüncelerini çürütürcesine bedeni isyan ediyor ve hep çevresini kolluyordu.

Öyle ya sevginin nerden gelip onu bulacağını nerden kestirsin ki Mehmet kaptan. O bu düşüncelerini her geçen gün kendi kendisine tekrarlarken akşamları yalnızlığı daha da artıyor ve süvarisinin de getirdiği tek kadehlik içkiyi bir yudumda kafasına dikip içiyordu sevmiyordu ama düşüncelerini daha da derinleştirdiği için her akşam o tek kadehi içiyordu sonra gelsin hayaller.

Yine böyle dalgın günlerinden birinde geminin kıçüstü?nden gelen çığlık ve haykırışları duydu.

Lapa, lapa kar yağıyordu göz gözü görmüyor bu soğukta ne oluyordu.

? Hasan ben gidip bakayım diyip dümene geçen genci uyardı dikkat et hava çok berbat bir iş çıkmasın başımıza? diyip dışarıya çıktı ve seslerin geldiği yöne gitti.

Soğuk insanın içine işliyordu ilerleyince gördüğü manzara onu dehşete düşürdü sancak tarafında gencecik bir kız geminin dışındaki demirlere tutunmuş kendisini aşağıya atmaya çalışıyordu. Bunlar burada ne arıyor diye homurdanarak onlara yaklaştı.

Ama kızın tavırlarından şüphelenen güverte lostromosu kızın peşinden gitmiş ve onu kolundan yakalayabilmişti. Bir yandan da hırsla ?başimuzu belaya sokacasun da deli misun be kizum bu havada ne yapıyosun da. Bunca insanu bu soğukta bekletmeğee tedircun edip korkutmaa ne hakkun var du da.

Kız ağlayarak ?Bırakın ve arkanıza bile dönüp bakmayın gidin, gidin ne olur diyerek hıçkırdı. Yalvarıyorum size.?

?Zaten kimsem yok kimse arayıp sormaz ne olduğumu merak edecek kimsem yok.? Diyerek sürdürdü sözünü.

?Mehmet evet ne oluyor burada? diyince.

?Güverte lostromosu efendum bu küçükhanum ha buradan atmaya çalışiy çendinu ben encelledum? dedi homurdanarak.

?Mehmet tamam gerisini ben hallederim? diyip çalışanının şaşkın bakışları arasında kızın yanına çıktı. Adama bakıp ?işinize bakın.?

? Hemen? diyerek gürledi.

Adam ?peçu efendum peçu kaptan? diyerek ayrıldı yanlarından.

Mehmet kıza bakıp evet atlıyor muyuz? İsterseniz önce ben atlayayım? diyerek öne doğru uzandı.


(Devam Edecek)
__________________


EVET AŞK BİR ÇOK GECE HATTA
GECELERİ ANSIZIN NEDENSİZ UYANMAKTIR
UYKULARINDAN, USUL USUL AĞLAMAKTIR...


 
alıntıla

can 3003

Mesaj sayısı: 2642
08 Kasım 2007, 16:26:53


Bir gün hayatimdan ördürürcesine çikacaksin ve ben seni hep son günkü halinle hatirlayacagim. Senin en güzel halin neydi diye düsünüyorum. Ve içimden bir ses yillar öncesine götürüyor beni ... Seni her halükarda içimde hissedebiliyorum. Iste olayimin en güzel yani bu. Sen ne kadar anlayabilirsin bilemiyorum.

Ama benim gibi her seyden ve herkesten uzak bir hayatin olmasaydi bunun ne demek oldugunu anlardin. Seni anlayabiliyorum sevdiklerin ve sana destek veren herkesin yaninda aglamak bile senin dogal halin. Benim için lüks olan her sey sana dogal geliyor.

Simdi yatiyorsundur. Bir sigara yakmis yataginin ucunda yasadiklarini ve benim sana söylediklerimi ve hatta yasadiklarinin bir hata oldugunu düsünüyorsundur. Kanayan yarayim senin için biliyorum. Bir hata. Bir yanlis. Oysa sadece sevmistim seni. Hala aklimin bir ucundan çikmiyorsun. Son kez çikmayan olacaksin. Seni asla unutmayacagim. Yerlerde sürünüp yok olsam, evlenip çocuk sahibi olsam ve adim bir yana, dünyada oldugumu unutsan ben yine biraktigin yerde olacagim.

Parktaki çocuklara bakip seni yasayacagim. Söküp atmam gerek içimden seni. Hayatimin kalaninda sensiz yasamayi ögrenmeliyim. Ve öyle ki hiç sizlamamali içim seni gördügümde. Sen utanmali, sen basini egmelisin. Yaptiklarindan utanmali, iliklerine kadar üsümelisin yazin kavurucu sicakliginda... Ama olmaz bunu sana yakistiramam. Sen bunlari yasamamali, görmemelisin. Korkma herşeyim ben gizli bir köseden seyreder sonra usulca kaybolurum. Sen hiç görmezsin beni. Belki bir gün ortak bir tanidigimizdan haberlerimi alirsin. Olur da hakkimda kötü bir seyler duyarsan ne olur kulak asma yalandir mutlak. Senin üzülmen için söylenmistir.

Içim yaniyor kimseye anlatamiyorum. Hos sen bile anlayamadiktan sonra kim anlasin.Bana güldüklerini biliyorum bunu iliklerime kadar biliyorum. Varsin olsun, gülsünler, ben biliyorum içimdekileri. Yorgun bedenimi yildizlara tasiyacaklar bu benim en mutlu günüm olacak. Sevdiklerimi oradan görebilecegim. Bir kahve telvesi, bir sigara dumani kadar yakin olacagim sana. Sana ve sevdigim tüm insanlara.

Son bir sevgi son bir mutluluk yakaladim seninle, belki de çok kisaydi kimileri için. Nereden bilsinler benim için bir ömre bedel oldugunu. Ben gözlerimde yasadim bu aski ve yine gözlerimde biraktim umutlarimi. Bunlari bir gün okuyacak misin? Okurken aglayacak misin bilemiyorum. Ama beni anlayabilmen için çok zaman geçmesi gerekiyor belki yüzyillar. Yalnizlari oynuyorum sen bile farkinda olmadan. Iste ben buyum, kimsenin istemedigi, kimsenin anlamadigi. Anlamak istemedigi. Uykularin en tatlisi senin için olsun canimin içi...

((aLıntıDır...))
__________________

fİrArİ sAAtLErİn ArdINdAn qELEn İsYAnKAr sOkAKLaRIn tÖVßEkAr cOcUKLArIYıZ ßİZ sEVdİğİMİz İçİn yAşAr dOsTUmUz İçİn öLüRüZ VeDe hİÇßİR zAmAn hİç ßİR yErDe hİç kİmsEyE hESAp vErmEyİz...

 
alıntıla

can 3003

Mesaj sayısı: 2642
08 Kasım 2007, 16:27:27


Şu anda cok uzaktasın, beni düşünüyor musun, bilmiyorum? Ama ben hep seni düşündüm bugün, hiç aklımdan çıkmadın, attığım her adımda, yaktığım her sigaramdaydın....
Seni öyle cok özlüyorum ki, zaten cok uzaklardaydın, bugün klevyeme dokunan parmaklarım bile sana kavuşamadı...Bugün bir başka hüzün çöktü yüreğime, ne yapsam ,ne etsem silinip atılamadı.

Seni şimdiden öyle çok özledim ki...İçim acıyor, sanki anlamsız bir keder çöreklendi yüreğime, gitmek bilmiyor...

Seni öyle çok seviyorum ki, istersen sor bugün benimle olan yüreğime akan gözyaşlarıma sor istersen, yüreğime sor, giderken yanına aldığın yüreğime sor, anlatsın seni ne çok sevdiğimi....ne cok özlediğimi...

Seni öyle çok özledim ki, sanki bugün yine bursa benimle ağladı...Gözyaşlarım yağmurun kilere karıştı....hava kasvetli, ben bir büyük acı.. senden başka kim bilebilir, çektiğim bu sancıyı?

Yürüdüm yağmur da, ellerim üşüdü yine....

Gözyaşlarım, yağmura karıştı....Yüreğim ise sıcaktı, Giderken yanında götürdüğün için o hep ılık bir sevda sıcaklığındaydı.....

Biliyor musun? ne zaman biri bana canım dese, senin seslenişin kulaklarımda çınlıyor, irkiliyorum, mutsuz musun gene? Gene yüreğin mi acıyor diye düşünüyorum...Ne zaman yalnız birini görsem, senin suliyetin sanıyorum, ne zaman bir ayak izine takılsa gözlerim, yüreğime geldiğin günler de bıraktığın ayak izleri aklıma geliyor, ürperiyorum.....

Yokluğunda neleri yitirdim... sen yoksan, gül güzel kokmuyor eskisi gibi, ne de güneş içimi isitiyor, ne de yağmurdan sonra toprak kokusu geliyor burnuma, buram buram...
Yokluğunda neleri yitirdim, sen yoksan artık gülüşüm bile içten değil, şen kahkahalar atanlara imreniyorum hanidir...sen yoksan, ipekler bile dalıyor bedenimi, sakin yanlış anlama.. sitemin sana değil bebeğim, sitemim aşka...

Sana aşık olmasam, sensiz günlerde böyle mutsuz olmazdım, sen, sen diye yakarıp, sabahlara kadar yıldızları saymazdım...Görüyor musun yokluğunda neleri yitirdim..ama sitemim sana degil...sitemim AŞKA!!!

SANA NASIL SiTEM EDEBİLİRİM? BEN SADECE SENİ SEVMESİNİ BİLİRİM...

__________________

 
alıntıla

can 3003

Mesaj sayısı: 2642
08 Kasım 2007, 16:28:10


Günün birinde bir çiçekle su karşılaşır ve arkadaş olurlar.

İlk önceleri güzel bir arkadaşlık olarak devam eder
birliktelikleri, tabii zaman lâzımdır birbirlerini tanımak için.

Gel zaman, git zaman çiçek o kadar mutlu olur ki, mutluluktan
içi içine sığmaz artık ve anlar ki, su'ya aşık olmuştur.

İlk kez aşık olan çiçek, etrafa kokular saçar,
"Sırf senin hatırın için ey su" diye...

Öyle zaman gelir ki, artık su da içinde çiçeğe karşı
birşeyler hissetmeye başlamıştır. Zanneder ki,
çiçeğe aşıktır ama su da ilk defa aşık oluyordur.

Günler ve aylar birbirini kovalalar ve çiçek acaba
"Su beni seviyor mu?" diye düşünmeye başlar.

Çünkü su, pek ilgilenmez çiçekle... Halbuki çiçek,
alışkın değildir böyle bir sevgiye ve dayanamaz.

Çiçek, suya "Seni seviyorum der. Su, "Ben de seni
seviyorum" der. Aradan zaman geçer ve çiçek
yine "Seni seviyorum" der. Su, yine "Ben de" der.
Çiçek, sabırlıdır. Bekler, bekler, bekler...

Artık öyle bir duruma gelir ki, çiçek koku saçamaz
etrafa ve son kez suya "Seni seviyorum." der.

Su da ona "Söyledim ya ben de seni seviyorum." der
ve gün gelir çiçek yataklara düşer. Hastalanmıştır çiçek
artık. Rengi solmuş, çehresi sararmıştır çiçeğin.
Yataklardadır artık çiçek. Su da başında bekler
çiçeğin, yardımcı olmak için sevdiğine...

Bellidir ki artık çiçek ölecektir ve son kez zorlukla
başını döndürerek çiçek, suya der ki; "Seni ben,
gerçekten seviyorum." Çok hüzünlenir su bu durum
karşısında ve son çare olarak bir doktor çağırır
nedir sorun diye...Doktor gelir ve muayene eder
çiçeği. Sonra şöyle der doktor: "Hastanın durumu
ümitsiz artık elimizden birşey gelmez."

Su, merak eder, sevgilisinin ölümüne sebep olan hastalık
nedir diye ve sorar doktora. Doktor, şöyle bir
bakar suya ve der ki: "Çiçeğin bir hastalığı yok dostum...
Bu çiçek sadece susuz kalmış, ölümü onun için" der.

Ve anlamıştır artık su, sevgiliye sadece
"Seni seviyorum" demek yetmemektedir...

 
alıntıla

can 3003

Mesaj sayısı: 2642
08 Kasım 2007, 16:28:52


KUYU






?Beni onlara vermeyin, öldürürler!?


Bu öykü doğunun yorgun coğrafyasında herkesin bildiği ve herkesin birbirine anlattığı bir öyküdür. Bu öykü bin yıl önce de anlatılırdı, şimdi de anlatılıyor. Yüzyıllar, bu öykülere yalnızca ateşin yakıcılığı üstüne bilgece laflar eklemiştir.


?Genç bir adam bir kızı sever.?


Doğunun öyküsü böyle başlar.


Doğu çöldür. Çöldeki kum taneleri kadar çok serap vardır orada. Bu yüzden aşk yanılsamadır doğuda.


Doğunun karanlığıdır aşk. Işığın ve aşığın olanaksız birlikteliğinin imgesidir.


Doğuda aşk, kötülüğün sonsuz hünerleriyle görünür bize: Sonu erken ölümlerde biten.


Doğu çöldür. Güneş ısıtmaz; yakar, kurutur. Kendi gölgende bile dinlenemezsin orada


Aşk bir söylencedir, bir masaldır; Kaf dağının ardındaki sihirli turunçtur aşk doğuda. Doğuda aşk öykülerine ölüm karışır. Ölüm hızlı kanatlarıyla gelir, ne olduğunu anlamazsın bile. Gözlerin boş yere gökyüzünü arar, kuşları, masmavi bulutları, yârin sıcak dudaklarını.


Doğuda aşk büyüyemez; çürür, çöle karışır. Ruhun başıboş mutsuzluğudur.


Boş arsalarda, dere kenarlarında, bazen sokak ortasında, bazen ev içlerinin karanlık köşelerinde ölümden bir taç koyarlar gelinlik başına. Bu yazgısına boyun eğen kadının ölümle dansıdır, müziksiz.


Doğuda aşk yasadışıdır, skandaldır. Kan döküldüğünde huzur bulup yatışan; sevdanın ancak ölümle anlam kazandığı bu uzamda; zaman yalnızca, gündoğumu ile günbatımının anlatımıdır.


Doğuda zaman, yalnızca yurtsuzluktur âşıklar için.


Doğuda aşk, acem kuşudur, her birinin öyküsü, aynı zamanda hepsinin öyküsü olan Simurg?tur; ölümde gösterir yüzünü.


Doğuda kadınlar susar, erkekler ise bu öykülerin anlatımına adar kendilerini.


?Genç bir kız, bir adamı sever.?


Öykü böyle başlar doğuda.


?Beni onlara vermeyin, öldürürler!?


Yerin ve göğün uzun sürmüş bir günün ardından karanlık bir örtü ile sarmalanmaya başladığı, başıboş köpeklerin ıssız yollarında cirit attığı, düzensiz bir yapılaşmanın hüküm sürdüğü, asfaltsız, çamurlu bakımsız yollarıyla, kentlerin sürgün yeri yoksul mahallelerden birinde, genç bir kadın akşam yemeği için sofrayı hazırlıyordu.

Uzaklarda farklı bir dünyanın silueti görünüyordu. Seyrek dikilmiş sokak lambaları arasında uzayan karanlık bölgeler, iyice ıssızlaşmış sokakları daha bir tedirgin edici kılıyordu. Bir yerde bitiyor lambalar, ötesi karanlık bir dehliz. Yalnızca, kedigözleri gibi ama soluk bir parlaklıkla havada asılı kalmış gibi duran ışıklar seçiliyordu tek tük.


İki göz oda ve mutfaktan ibaret evde, temiz ama oradan buradan, para oldukça alınmış eşyaların, uyumsuz birlikteliğiyle ortaya çıkan garip bir karmaşa hâkimdi. Bir duvar halısı -su içen geyikler- , şal desenli koyu kahverengi bir çekyat, sandıklı iki koltuk, katlanabilir formika bir masa, plastik sandalyeler, küçük ekran bir televizyonun durduğu vitrinli bir dolap. Aplike işlemeli kolalı örtülerin olduğu raflarda; bakır bir tabak, pereja marka bir kolonya şişesi, dinsel içerikli bir iki kitap, pembe renkli bir çalar saat, gelinlik giydirilmiş bir bebek, gümüş taklidi iki çerçeve, uzak doğu işi porselen kahve takımı ve melamin tabaklar diziliydi. Çekyatın önünde el dokuması, kırmızı ve sarı rengin baskın olduğu yıpranmış bir kilim seriliydi.

Genç kadının bahar renkleriyle süslü basma şalvarı, kırmızı boğazlı kazağının üstüne giyilmiş V yaka fuşya rengi süveteri bedeninin güzelliğini ve diriliğini örtmeye yetmiyordu.

İki tabak, çatal kaşık ve bardaklarla mutfaktan çıkan genç kadın, özenle masaya dizdi elindekileri. Mutfağa dönerken kapının solunda asılı duran metal çerçeveli aynanın önünde durup yüzünü inceledi. Eliyle saçlarını düzeltip, aynadaki suretine gülümsedi. Gökyüzü rengi gözlerinde bir harelenme oldu aynı esnada. İki damla yaş düşüverdi. Erkek kardeşini düşündü, o yiğit delikanlıyı. ?Kötü haber tez ulaşır,? derlermiş; öyle de olmuştu. Askerlik dönüşü, dağlardan bir dağ olan kardeşini kahpece öldürmüşlerdi çarşının ortasında. On bir kurşun yarası vardı genç bedeninde, ? Üçünü sana saklıyorum,? diye bağırmıştı katili. ?Allahın hakkı üçtür Güldeste, sana da üç mermi ayırdım. Onlarda seni bulacak merak etme!? demişti kanlısı. Herkesin önünde, elinde ondörtlüsü ile yerde kanlar içinde yatan kardeşinin yanı başında söylemişti bunları.

Matemini de tutamadı kardeşinin. Söyleyemedi kocasına kan dökücülerin, nasıl iştahla gezindiklerini ailesinin çevresinde. O günden beri en olmadık zamanlarda aklına geliveriyordu kardeşi. Kocası yanındaysa eğer, atıyor kendini banyoya katıla katıla gizlice ağlıyordu, yazgısına söverek.

Salata kâsesiyle odaya döndükten sonra, papatyalarla dolu cam vazoyu sofranın ortasına koyup, hazırladığı mizansende bir eksiklik var mı diye masaya baktı.

İnşaatlarda boyacılık yapan ve şimdilik kazancı onlara yeten sevgili kocası Hasan için yapıyordu bütün bu hazırlıkları. Bugün evliliklerinin birinci yılını kutlayacaklardı...


Üç yıldır yaşadıklarını düşündükçe, bu günlere gelebilmiş olmasına, ne kadar çok sevindiğini anlatabilmenin kestirme bir yolu yoktu Gül için. Sevinçlerine karışan derin hüzne rağmen, yazgısını kabullenmeden verdiği bu mücadelesini kutsamadan da edemiyordu. Ona metanet ve sabır verdiği için Tanrıya dualar ediyor ve adaklar adıyordu her fırsatta. Bu nedenle şu kısacık ömründe çektiklerini düşündükçe, Hasan?la tanıştığı güne şükrediyor, her şeyini adadığı kocasına, ruhunu, yüreğini ve bedenini büyük bir sevgiyle açarak, bildiği en iyi yolla karşılık veriyordu.


Kapının sesiyle son kez aynaya bakan Gül, üstünü düzeltip, kapıyı açmaya gitti. Hasan?ın boynuna sarılmak için atıldı, ancak arkasında yabancı birini görünce yarım kaldı hareketi. Biraz kırık, bozulmuş geriye çekilip, ?Hoş geldiniz,? dedi. Hasan ikisini tanıştırıp, Naci?nin burada oluşunun gerekçesini hızla anlatmaya başladı: ?Yeni işe başlamış Naci, üstelik memleketlisi sayılırmış, hemen de kaynaşmışlar. Akşam yemeğine çağırmış, gurbetlik nedir bilirim demiş, Gül?e sürpriz olmuş, ama aldırmayacağını söyleyip akşam yemeği için güç bela ikna etmiş onu??

Mutfağa giderken yüzündeki ifadeden genç kadının kırıldığını anlayan Hasan, Naci?ye tuvaleti gösterdikten sonra, elinde çorbayla gelen Gül?ün yanına giderek gönlünü almaya çalıştı. Naci içeri girdiğinde, Hasan ve Gül arasındaki gerilimi fark etmişti.

- ?Bacım kusura bakma böyle habersiz, apansız geldik. Valla Hasan usta o kadar çok ısrar etti ki, yoksa benim hiç gelesim yoktu.?

- ?O nasıl söz öyle Naci, bir tas çorba veremeyecek miyiz yani!? dedi Hasan, sonra abartılı bir coşkuyla sofraya çağırdı herkesi.

Çorbalar içilirken, Hasan bir yandan Gül?ün hâlâ endişeli görünen mavi gözlerini yakalamaya çalışıyor, bir yandan da Naci?ye sorular soruyordu.

- ?Müslüm?ün uzaktan annemgilin akrabası olduğunu biliyor muydun??

- ?Onların da köyden çıktıktan sonra Mersin?e taşındıklarını duydum,? dedi Naci.

- ?Ya, ne zordur bu şekilde gurbete düşmek!?


Gül kocasına anlatmadığı, anlatamadığı korkularını, kaç kez söylemeye niyetlendiğini hatırlamıyor ama her seferinde vazgeçtiğini hatırlıyordu. Çünkü çok sevmesine rağmen, kocasının da aynı toprakların, aynı iklimin ürünü olduğunu, doğuda kadın olmanın ne anlama geldiğini, sadece törelerin kuşattığı bir evrenden bakarak algıladığını biliyordu. Töreler istisnasız herkesi kuşatıyordu.

Mutluluğunun darmadağın olacağı endişesiyle her yabancıyı, yaşamına yönelik bir tehdit olarak görüyordu. Peşine katillerin salındığını, bu yüzden çocuk oyunlarının ?saklambaç, köşe kapmaca- ustası olduğunu; hayatta olmasını, sezgilerinin bilediği saklanma becerilerine borçlu olduğunu nasıl anlatsın ki kocasına!


Naci, Gül?ün suskunluğunu fark etmiş, ara sıra kaçamak bakışlarla onu izliyordu.

- ?Bir çoban vardı köyde, Civan! O da ölmüş,? dedi Hasan.

Gül?ün hiç konuşmamasından rahatsız olan Naci bir ara, Gül?e bakarak, ?Keşke başka bir akşam gelseydim. Yemeğiniz berbat oldu benim yüzümden,? dedi. Bir an bakışları karşılaştı, mahcup olan Gül gözlerini kaçırdı. Tam bu sırada Hasan?ın gürleyen sesi bozdu bu sessizliği; nihayet masadaki çiçekleri fark etmişti, ?Tüh, ben ne aptalım!? diyerek kendine kızdı.

- ?Bugün evliliğimizin birinci yılıydı.? Kalkıp, Gül?ü öptü ve özür diledi. Naci?nin eve adımını attığından beri, bu an bekleniyormuş gibi aralarındaki buzlar çözülmüş, birlikte keyifli bir gece geçirmişlerdi.

Gece yarısına doğru arkadaşını, karanlığın bittiği, ışıkların başladığı yere kadar götürüp, yolcu etti Hasan. Eve döndüğünde, Gül sofrayı kaldırmış, yatak odalarında yorganın altında çıplak Hasan?ı bekliyordu. Yatağa uzanırken sordu, ?Bana kızmadın bu akşam değil mi?? Gül, ne diyeceğini bilemedi önce, ?Bizim dünyamız böyle kalsın istiyorum Hasanım. İkimize ait kalsın, kimseler girmesin aramıza istiyorum.? İncitmekten korkarak sarıldı Gül?üne, ?Sen merak etme karıcığım biz de bu aşk olduktan sonra, kim gülümüzü soldurabilir ki!?

Gecenin karanlığını aydınlatan, hazzın türlü yakarışlarına, bir yalım gibi açılıp kapanarak yanıt veren kadının ve erkeğin gözleri oldu yalnızca?


Öğleden sonra günlük işlerini bitirmiş, soğuk bir su içmek için, eskiciden aldıkları ara sıra tekleyen buzdolabının kapağını açtığında, ufacık bir kızken yaşadığı ve hiç unutamadığı o soğuk karlı gecenin anısı gözlerinin önünde canlanmış, sanki görülmemesi gereken bir şeyi görmüşte ne yapacağını bilememenin dehşetiyle buz kesmişti Gül. Kıpırdayamıyordu?


Buz gibi bir Aralık gecesiydi kayınpederi Vezir?in, onu kapı önüne koyduğu gün. Şaşkındı. Korkuyordu, üşüyordu. Hem de çok. On yedi yaşındaydı; ailesi istemediği halde, Hüseyin?i sevmişti bir kere, ?olur? dediler. Başına gelecekleri bilse, kestirebilseydi doğuda kadının hiç şansı olmadığını, böyle yapar mıydı? Koca evinde görmediği zulüm kalmamıştı. Önceleri hiç sesini çıkarmadı, çıkaramadı, ?annem de, ablalarım da bunu gördü herhalde,? deyip sustu. Sevdiği adamın günden güne değişmesini izledi, baba oğlun söz birliği etmişlercesine, sanki adı konmamış bir yarışmanın taraflarıymış gibi yaptıkları eziyet, aşağılama karşısında her geçen gün şaşkına döndü. Dayanılır gibi değildi. Askere gönderdiğinde kocasını, kayınpederi daha da azıtmıştı. Arada sıkıştırıp çimdik atmaları, küfürleri, her işe onu koşturmaları yetmiyormuş gibi dövmeye de başlamıştı. Bir keresinde ağılın damını aktarırken öyle bir tokat aşk etmişti ki kayınpederi, dengesini kaybedip aşağı düşmüş ve kolu kırılmıştı. Başka bir gün çaydanlıktaki kaynar suyu fırlatmıştı üzerine. Ateşin ve soğuğun aynı oranda yaktığını o günlerde öğrenmişti.

O her yerin buz kestiği Aralık gecesi de, eften püften bir şey yüzünden dayak yemiş sonra da kapının önüne koymuştu kayınpederi. Hayvanların arasında ağılın bir köşesine sinmiş, gecenin ayazından ayakları donduğu sırada, , ?Onlar kadar bile bir değer ifade etmiyorum kocamın ve kayınpederimin gözünde,? diye düşünmüştü. O gece buzdan yatağının içinde titrerken kararını verdi: Kaçacaktı!

Kocası askerdeyken kaçtı Güldeste. Amansız bir kaçma kovalamaca başladı kocasının ailesiyle, Gül?ün arasında. Uzun süre kalamıyordu bir kentte, kocasının ailesi izini buluyordu hemen. Bir sürek avı düzenlenmişti onun için sanki. Neredeyse yakalanacağı bir gün; gözü pek bir savcıya sığınmış ve ?Beni onlara vermeyin, öldürürler!? demişti?

Kayınpederinin korkusuyla, oradan oraya sürgün hayatı yaşarken, ailesinin hasretiyle yangın yerine dönmüştü yüreği. Kayınpederinin ölüm kokan harlı nefesini hep ensesinde hissederek kaçıyordu. Doğudan batıya doğru uzanan yolculuğu en nihayet gelip İstanbul?da son bulmuştu. Gül, o günlerde kentten kente sürgün hayatı yaşarken, Vezir de ailesine baskı yapıyordu. ?Kızı verin yoksa sizden başka can alırım,? diyor başka bir şey demiyordu. Komşular selamı sabahı kesmiş, töreler gereği kızı vermedikleri için, Gül?ün ailesini ayıplıyorlardı. Bir Haziran akşamı kardeşinin vurulduğu haberi geldi. Sonunda boyu devrilisice Vezir, yapacağını yapmıştı. Hasan?la evliydi o sırada Gül. Kocasından gizli, günlerce ağlamıştı. Gül?ün ailesi oğullarını kaybetmenin yasını sürerken komşuları; ?Sizin yüzünüzden oldu, vereydiniz kızı, namusunuzu temizleseydiniz. Dağ gibi oğlanı kaybetmezdiniz,? diye konuşarak yaralarına tuz basmışlardı. Üstelik tehditlerini de sürdürüyorlar, ille de Güldeste?yi isteriz diyorlardı. Ne yazık ki, anneler, babalar ve bilumum akrabalardan oluşan koro, yeni kurbanlar bekliyordu ağıtları yakılacak.

Bir yandan ailesinin hasreti, bir yandan hâlâ bitmeyen öfke ve kin yüzünden kardeşinin katledilişi, bir yandan da kocasına anlatamadığı tüm bu yaşadıklarıyla, yorulmuştu artık. Saklanmaktan, kaçmaktan yorulmuştu?



Gül, aralarına giren bu yabancı sayesinde, kendini gönüllü kapattığı tutsaklıktan kurtarmaya başlamıştı. Üçü artık daha sık birlikte oluyor; pazar gezmelerine, deniz kenarında çekirdek ya da meyveli dondurma yiyerek yapılan uzun yürüyüşlere çıkıyorlardı. İzini bulacaklar korkusuyla çekinerek gittiği tanıdıklarının düğün törenleri, sokaklarda başıboş ve korkusuzca geçirilen zamanların artması, tekdüze yaşamına inanılmaz bir renk katmıştı. Naci de aileden biri gibiydi artık. Bazen yatıya kaldığı da oluyordu. En önemlisi, geceleri kâbuslar görmüyordu, ya da sıradan düşler görüyordu artık.

Hayatındaki bu kaçgöçten yorulmuş olan Gül için, süslenip korkusuzca dışarıya çıkmak, kendini kadın gibi hissetmeye başlamak, ilk kez yazgısının önüne geçebileceği duygusunu veriyordu.


Fazla uzun sürmedi bu mutluluk. Hiç unutmuyordu, Kadir gecesinin kutlandığı gün, Sekiz Ekim Salı günü, öğleye doğru kapı çalmıştı. Kapıyı açtığında Naci?nin allak bullak, keder dolu yüzünü görünce, mutluluğunu gölgeleyen korkularının artık gerçekdışı bir alacakaranlığın ellerine tamamen teslim olduğunu düşündü. Yıllardır içini kemiren karabasanlar bitti zannederken, aslında hiçbir zaman esrimeye izin vermeyeceğini anlıyordu. Yazgı: Tıpkı kurbanını gözleyen bir katil gibi kendini unutturarak, güvende sandığı bir gevşeme halinde iken, en beklenmedik anda darbeyi indirmişti; oyunu yanlış kurduğunu hatırlatarak?

Ağzında bir şeyler geveliyor, dudaklarını kemiriyordu Naci. ?Hasan?a bir şey oldu!? diyerek endişeyle baktı Gül. Kekeledi Naci:

- ?Bir? iş ka za sı?? Her sözcüğün ardından uzun süren suskunluklar geliyordu.

- ?N?oldu??

- ?Düştü!?

- ?Öldü mü yoksa??

- ?Yok ölmedi? Ağır yaralı??

- ?Hasanım!? Diye bir çığlık koyuverdi hançeresini yırtarcasına Gül.

- ?Hastaneye kaldırdık? Yoğun bakımda? Merak etme!?

Bayılacak gibi olan Gül, hemen toparladı kendini.

- ?Oraya götür beni.? Paltosunu giyip yola koyuldular hemen.



Günler süren koşuşturmaların, ameliyatların, Hasan?ın başında sırayla nöbet tutan Gül?ün ve Naci?nin çırpınmalarının ardından, bir ay önce yürüyerek çıktığı evine, Naci?nin kucağında dönüyordu Hasan. Yapılabilecek her şey yapılmıştı şimdi zamana ihtiyaç vardı.

Düşüş, omuriliğin zedelenmesine yol açmıştı. Öksürürken ve nefes alırken zorluk çekiyor, bacaklarını, kollarını ve gövdesini hissedemiyordu.

İkisi için de ağrılı, acılı uzun günler ve geceler başlıyordu. Naci hiç yalnız bırakmıyordu onları. Daha sık uğruyor, öteberi alıyor, bazı geceler orada kalıyor, mutfak parası bırakıyordu. Kapısı sürekli açık duran yatak odasından, gecenin sessizliğinde soluklanırken çıkardığı hırıltıları dinleyerek alesta bekliyor ve mırıl mırıl aralarında konuşuyorlardı.


Yine ev hapsi başlamıştı, yine kapatılmışlık, kıstırılmışlık duygusu çöreklenmişti yüreğine. Kısa süren bir cennet rüyası görmüş ve şimdi uzun sürecek bir güneş tutulmasıyla karşı karşıya kalmıştı.



Leğene doldurulan suyun sesi geliyordu banyodan. Elinde sünger ve buhar tüten leğenle Gül odaya girdiğinde, altına kuş desenli bir muşamba serili olan Hasan, bu şekilde yaptığı kaçıncı banyo olduğunu hatırlayamadığı yatağında çırılçıplak yatıyor ve sabırla bekliyordu. Hasan?ın kollarını, göğsünü ve ayaklarını silmeye başladı süngerle. Ayindeymiş gibi, ağır ve alışıldık hareketlerle temizliyordu Hasan?ı. Bir tıraş bıçağı ile koltuk altı tüylerini aldı. Hasan?ın gençlik ve güç fışkıran bedeninde hayati hiçbir tepki yoktu. Penisinin olduğu bölgeyi de özenle tıraş ederken, kasıklarına doğru hızla ilerleyen kanın ateşiyle bedeninin arzu ile dolduğunu hissediyordu. Bedeninden yükselen buğunun, leğenden tüten buharla birleşmesinden doğan terin kokusu, genzini yakan afrodizyak bir tütsüye dönüşmüştü. Büyülenmiş gibi, bakışlarını Hasan?ın penisinden alamıyordu.

İçinde bulunduğu tuhaf durumun farkında oluşu Hasan?ı kahrediyor, çektiği ıstırap yalnızca yüzünde ifadesini buluyordu. Çıplaklığına koşut bedeninin kıpırtısızlığı ve algısızlığı Hasan?ı daha da savunmasız kılıyordu. Dönüp baksa kocasına, umarsızlığın beyanını yüzünde görebilirdi. Gözlerini yumdu sık sıkı, haz yüklü gecelerin hayalini kurdu. Yerçekimine inat dimdik ve patlamaya hazır bir volkan gibi göğe doğru yükselen erkekliğini düşündü. Evin her köşesini bedenleriyle ıslattıkları eski günlerin avuntusuyla yetinemeyeceğini anlıyordu Hasan?

Hasan?ın penisini öpmek üzere eğilen genç kadın, apış arasını öpüp, koklayıp, okşarken birden Hasan?ın ağladığını fark etti. Hasan?a baktı, sonra hırsla süngeri fırlatıp odadan çıktı. Hasan, çıplaklığından ve işe yaramayan organından utanmış, elleriyle erkekliğini örtmeye çabalıyordu, mümkün olmadığını anlayınca vazgeçti, çaresizlik içinde ağlamasını sürdürdü. Gül de salonda, elleriyle yüzünü kapamış kara yazısına ağlıyordu.


Günler geçtikçe Gül iyice huysuzlaşmıştı artık. Yemeğiyle, banyosuyla, altını ıslattığında temizlemesiyle, günün her saati onunla ilgilenmek zorunda kalışıyla kendini kapana kısılmış gibi hissediyordu. Hasan ise sevgili karısının artan yükünü düşünerek ses çıkarmıyordu. Zaten kendi yazgısına öfke duymasına Gül?den fırsat da kalmıyordu ki!

Bir Pazar günü, idrar dolu sürgüyü boşaltmak için alırken -ki, her seferinde yaptığı gibi kokuyu duymamak için parmaklarıyla burnunu kapamıştı - elinden düşürüverdi kabı. Her yer pislenmiş, ?Bıktım artık, bıktım,? diye söylenerek banyoya kapatmıştı kendisini. Saatlerce öyle bırakmıştı Hasan?ı, kendi idrarı içinde. Ta ki, Naci gelinceye kadar?


Bir gece, bir türlü anlatamadığı geçmişini durup dururken anlatmaya başladı. Bunu öğrenmeye hakkı var, diye düşünerek mi başından geçen tatsız olayları anlattı, yoksa Hasan?ın içinde bulunduğu durumun anlatmasını kolaylaştıracağını ve nasılsa herhangi bir tepki vermeyeceğini düşünerek mi, bilemiyordu. Ama anlatmıştı. Törenin amansız takibinden kaçmak için nasıl gizlendiğini, katillerinin gazabından kurtulmak için ona nasıl sığındığını, yazgısını değiştirme çabasının tedirginliğini, Gül?e gösterdiği sevgiyle nasıl azalttığını uzun uzun anlattı.

Hasan ne diyeceğini bilemedi. Yalnızca tuhaf bir yücelikle ?Üzgünüm,? dedi. Elimden ne gelir anlamında mı, yoksa bilmeden katıldığı bu suç ortaklığına mı, ?üzgünüm? demişti kavrayamamıştı Gül?


O günden sonra, sürekli onu gezmeye götürmesini istedi Naci?den; çok bunaldığını, eğlenmenin onun da hakkı olduğunu, içinde bulunduğu durumdan nasıl sıkıldığını söylüyor, yazgısının ona oynadığı oyuna lanet ediyordu.


Gül yatak odasından çıkarken ?Nihayet uyudu,? dedi. Mutfağa geçti, iki bardak çayla geri dönüp Naci?nin oturduğu çekyatın bir köşesine oturdu. ?Artık katlanamıyorum,? dedi. Gül?ün uzattığı çayı alırken, gözleri genç kadının bluzundan taşan memelerindeydi. İkisi de aynı anda şeker kabına uzanıp elleri birbirine değince, çözümün gerçekte ne kadar yakında olduğunu gösteren bir aydınlanma yaşadılar. Ellerinden başlayıp, dudaklarına doğru ilerleyen sel, birbirlerine arzu dolu sarılmayla son buldu. Bu aniden yürürlüğe giren sessiz antlaşmanın sonuçlarına da razı görünüyorlardı. Şehvetle birbirlerine sarıldılar. Gül, hem istekli, hem de durdurmaya çalışırken Naci?yi, Hasan?ın yattığı odaya doğru baktı. Hasan?ın düzenli hırıltılarını dinledi sonra sıyrılıp Naci?den odanın kapısını kapattı gürültü etmeden. Döndü, ?Erkeğim,? dedi ve çekyatın sert süngerinin emip yok ettiği bir hararetle birlikte oldular.


Hemen her gün evdeydi artık Naci. Hasan genç kadındaki değişimi fark etmişti. Daha az söyleniyor, kazadan bu yana nemrut olan yüzünün güldüğünü görüyordu. Bazı günler, gecenin bir saatinde yüzüne kapatılan kapıyla içine bırakıldığı karanlıkta, önceleri dikkatli olan çiftin giderek hiçbir şeyi umursamadan sevişmelerini dinliyordu. Birbirine tutkuyla sarılan bedenlerin çıkardığı yakıcı gürültünün sessiz tanıklığından dolayı, daha da katılaşıyordu yattığı yerde.


Sıcak bir Ağustos gecesi, yine karanlığın içinde kaybolmuş, kapının ardında yaşanan fırtınanın yatışmasını bekliyordu. Biraz sonra her zaman yaptığı gibi onu kontrole gelecekti Gül. Odaya girdiğinde, genç kadının salondan gelen ışığın altında demin yaşadığı ateşli hazzın giderek soğuyan izlerini gördü yüzünde. Söze nasıl başlayacağını bilemenin tedirginliğiyle ve genç kadının korkuyla sıçramasına neden olarak seslendi. Lafı uzatmadan söyleyeceklerini söyleyiverdi.

- ?Artık erkekliğin soluk bir kopyasıyım ve sana olan kocalık görevini yapamıyorum,? dedi. Yarı karanlığın içinde, ayakta heykel kesilmiş dinliyordu Gül.

- ?Naci?yi seviyorsun değil mi?? dedi Hasan.

- ?Evi taşıyalım. Başka bir yere yerleşelim. Benim yapamadığım kocalığı Naci yapsın sana.?

- ?Öyle şey olur mu??

- ?Bu hepimiz için en iyisi olacaktır,? dedi Hasan.


Ümraniye?nin, başka bir mahallesinde, bahçeli müstakil bir eve taşındılar. Komşulara anlatılan öyküyse; Naci?nin kocası, Hasan?ınsa Gül?ün yatalak kardeşi olduğuydu?

Böylece üçü birlikte yaşamaya başladı.




Öykünün bu şekilde biteceğini düşünüyorsanız, yanılıyorsunuz sevgili okur!


Öykünün kendine bulduğu yol, anlatıcı ile öykünün kahramanları arasında kurulan suç ortaklığında belirir.


Doğanın, törelerin ve tanrıların yasaları bir araya geldiğinde olacakları tahmin etmek kâhinlik gerektirmiyor ne yazık ki! Çünkü bir kere ölüme bakan, ölümle birlikte yaşamayı öğrenir.


Önceleri mutluydular. Her şeyin apaçık ortada olduğu bir sözleşme vardı aralarında. Hasanın yüreklendirdiği, ön ayak olduğu, daha önce bilmedikleri yepyeni bir mahremiyet alanı açılmıştı önlerinde. Oynadıkları oyundan hoşnut görünüyordu hepsi de. Gecenin bir vakti odanın kapısı yine kapatılıyor, ama daha kısa sürüyordu oynaşmaları artık. Hasan?ın sessiz tanıklığı ve göz hapsi, farkında olmadan ikisini de rahatsız ediyordu. Bir şeylerin tadı kaçmıştı sanki. Belki de, gizli saklı bir şeyleri kalmadığından ya da seyredildikleri için, heyecanını kaybetmişti ilişkileri. Tuhaf bir biçimde mahremiyetlerinin kalmadığını düşünüyorlardı.

Koca, karı ve aşığı arasında zamanla yükselen gerilim, yalnızca yalanları ve evi paylaşan, içinde en ufak bir sevgi kırıntısı dahi kalmamış yabancılara dönüştürmüştü.

Ama yine de seyredildiklerini bilmek ve hissetmek tedirgin ediyordu onları.


Sokakların ıssızlaştığı, herkesin el ayak çektiği ve kendilerini bir an evvel sıcak evlerine atmaya çalıştığı soğuk bir Aralık gecesi, tasarladıkları planı, sessiz ve dilsiz uygulamaya koydular. Odanın kapısı kapatılmış, hiç konuşmadan bekliyorlardı Hasan?ın uyumasını: Yan yana gelmeye korkarak. Biri, diğerini vazgeçirir diye, beklemenin huzursuzluğu içinde salon, mutfak ve banyo arasında birbirlerine değmeden bir gölge gibi gidip geliyor, bir yere oturacaklarındaysa en uzak yeri seçiyorlardı. Zamanın onlara bir ayrıcalık tanıyarak, hızla akmasını dilemekten başka yapacak bir şeyleri kalmamıştı.



On ikiyi biraz geçmişti ki, Naci yerinden kalktı. Gürül gürül yanan sobayla ısınmış evin içinde buz gibi ter döküyordu. İçlerinde bir yerin soğuyup katılaştığı ve dilsizleştiği bir sonsuzluğa hapsolduklarını anlamadan ve odada uyuyan Hasan?la, kendileri arasındaki kimi benzerlikler üstüne fikir yürütecek sağduyudan tamamen yoksun, odanın kapısına gitti. Kulağını kapıya dayayıp içeriyi dinledi Naci. Başını çevirdiğinde, Gül?ün, elinde yastıkla beklediğini gördü. Sessizce kapıyı açtı. Süzüldü içeri. Hasan uyuyordu. Arkasında duran Gül?le göz göze geldi. Sonra yüzüne bastırdı yastığı olanca kuvvetiyle. Hiç karşı koymadı Hasan. Yazgısına boyun eğdi. Naci?nin yastığı tutan elleri gevşedi, hiç beklemediği bu kabulleniş karşısında şaşırmıştı.


Cesedi banyoya taşıdıktan sonra Naci, Hasan?ın pijamalarını çıkardı üzerinden. Ardından kendi elbiselerini de çıkarmaya başladığında, Gül de onu taklit etti. Şimdi üçü de çıplak kalmıştı. Birkaç dakika sonra ter içinde kalacakları eyleme başlamadan önce banyonun bembeyaz fayanslarından yansıyan soğukla baş etmeye çalışırken, titriyorlardı.

Saçlarını topladı Gül ve bir tokayla ensesinde tutturdu. Çamaşır sepetinin içinden, önceden hazır ettiği satırı alıp Naci?ye uzattı. Tahta bir tabureye oturan Naci, ayaklarından başlayarak irili ufaklı parçalar halinde kesmeye başladı Hasan?ın bedenini. Kısa bir süre dehşetle izledi genç kadın, satırın ete her girişinde, dokuların verdiği tepki ve sıçrayan kanlar, kazadan sonra hiç olamadığı kadar canlıymış gibi geldi. Sonra, onu yıkayıp temizlerken yaptığı gibi, alışıldık hareketlerle, Naci?nin alması için uzattığı her bir parçayı siyah poşetlere ?iç içe iki tane kullanıyordu- koymaya ve sıkı düğümler atmaya başladı. Her yer kan içindeydi. Terle karışan kan, yer yer pıhtılaşarak, hem Naci?nin hem de Gül?ün cinsel organlarına doğru, bedenlerinde garip şekiller yaparak süzülüyordu. İşleri bittiğinde, sabah olmak üzereydi. İstif ettikleri torbalara baktıktan sonra her yeri temizleyip duşun altına girip yıkandılar. Sonra ortalık henüz ışımamışken, bahçedeki kör kuyuya attılar poşetleri?


Gün ağarırken, kuşların sustuğu bir vakit, ağır bir sorumluluğu paylaşan insanların yakınlaşması gibi aynı dilsizlikle birbirlerine sarıldılar çekyatın üzerinde. Gözü, kapısı açık duran Hasan?ın boş yatak odasına iliştiğinde, Gül?ün zihni eksikliği doldurmuştu bile?

Sıyrılıp Naci?nin kollarından kapıyı kapamaya gitti.

Artık, çekyatın baştan çıkarıcı uzamına adanmış aşklarıyla mutlu olabilirdi bedenleri, seyredilmemenin rahatlığında

 
alıntıla
Yeni mesaj yazın
SİTE SAHİBİ
can 3003


36
Ordu
Şikayet Et
 
Bu sitede Tüm Azbuz'da
 
SİTE ETİKETLERİ
 
SİTE KATEGORİSİ
Eğlence ve Hobi > Komik
 
GİRİŞ:
E-posta:
Şifre:
Beni Hatırla
 unuttum
AKTİF FORUMLAR
[] arkadaşlar forumlada iletişim kurun

[] istediğiniz sohbet yeri burada

[] Resim

[] fıkra yollayın

[] caht
-->> Diğerleri
OYLAMA
yeniden seçim olsa hangi partiye oy verirsiniz
AKP
CHP
MHP
DYP
ANAP
DİĞER
 
rss link
 
ADnet Reklamları
 
Günlük haber olaylar | yorum sizden gelenler | fıkra ilginç komik | şiir yazı hikaye | müzik video klip | mavigol52 Ana Sayfa | Forumlar | RSS
© 2006 Azbuz.com. Her hakkı saklıdır. Blog tutmak ve site yapmak için Türkiye'de bir numara.